Dünyanın en güzel şelalesi nerede?

09/03/2017

İzlanda seyahati sonrası gezdiğimiz şelale sayısı artınca karşılaştırmalı bir yazı yazarak hem şelaleleri derecelendirmeli hem de görülmesi gereken diğerlerini belirlemeli diye düşündük. Aslında şelaleler daha çok yükseklik, uzunluk, içindeki şelale sayısı, çektiği turist sayısı ve görkemli görünüşleri bakımından farklı sıralamalar almış.

Somut veri olarak listelerde değişmeyen tek sıralama yükseklik bakımından olanlar:

 

  1. Angel Falls : Unesco koruması altında olan Venezuela Canaima National Park’ ında bulunan 979 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek şelalesi. Burayı bula bula amerikalı havacı Jimmie Angel bulduğundan onun adı verilmiş.

  2. Tugela Falls : Güney Afrika KwaZulu-Natal’ da bulunan şelale, 948 metre yükseklikten akıyor.

  3. Tres Hermenas Falls : Peru Otishi National Park içinde 914 metre yükseklikten akarak dünyanın 3. büyük şelalesi oluyor.

 

Yükseklik verisine göre ilk 3 böyleyken diğer verilere göre farklı sıralamalar olmakla birlikte genel kanı Iguazu şelalesinin en büyük olduğu yönünde. Farklı yerlerde farklı büyüklükte birçok şelale olmasına rağmen dünyada en ünlü, en büyük, en yüksek, en görkemli şelaleler dediğinizde ilk 10 aşağıdaki gibi şekilleniyor diyebilirim.

 

  1. Iguazu Şelalesi (Arjantin-Brezilya) - gittik, gördük

  2. Victoria Şelalesi (Zambiya-Zimbabwe) - plan aşamasında

  3. Niagara Şelalesi (ABD-Kanada) - gittik, gördük

  4. Angel Şelalesi (Venezuela) 

  5. Yosemite Şelalesi (ABD) - gittik, gördük

  6. Gullfoss Şelalesi (İzlanda) - gittik gördük

  7. Kaieteur Şelalesi (Guyana) 

  8. Vestinquero Colgante (Şili)

  9. Sutherland Şelalesi (Yeni Zelanda) 

  10. Langfoss (Norveç) 

 

Iguazu Şelalesi : Önceki seyahat yazımızdaki Dünya Harikası Iguazu Şelalesi gezi yazısına ilave olarak, 87 metre yüksekliğe ulaşan, içinde 275 civarı şelale barındıran iki ülke sınırındaki bu şelalenin uzunluğunun 2.700 metre olduğunu ve tamamen ormanın içinde yer aldığını söyleyebilirim. Hatta şöyle diyelim, uçak alçalmaya başladığında ormanın üzerinde dolaşıyorsunuz, alçalıyorsunuz bu sırada tüm ormanı görüyorsunuz ama öyle sık ağaçlardan oluşan bir orman ki şelaleleri göremiyorsunuz, öyle böyle değil yani. Hem Arjantin hem de Brezilya tarafından gezdiğimiz şelaleye bazı yerlerde iniş platformları, merdivenler kurulmuş, hepsini tek tek dolaştık. Su buharından bol rutubetli olan bölgede sinek en büyük düşman, orman içinde farklı hayvanlar da görebiliyorsunuz. Yine güzergah üzerinde dev bir iguanayı 10 dk kadar seyrettik, rengarenk kelebekler her yerde idi. At nalı şeklinde olan şelalenin en yoğun ve yüksek kısmına “şeytan boğazı – devil’s throat” deniyor. Buranın çok yakınına gidebilen bir platform var ve onun ucuna kadar gittik. Elimdeki makina, yüzümdeki gözlük, üstümdeki yağmurluk ve ayağımdaki ayakkabı doğal olarak duşun altına girmişçesine ıslandı. Yüzdükten sonra suyun verdiği tatlı yorgunluk vardır ya hani şöyle biraz güneşin de altında kestirip kurumak ve güneşlenmek istersiniz, suyun uğultusu da burada bu etkiyi bırakıyor, buradan ayrıldıktan bir süre sonra dahi kulaklarınızda kalıyor, müthiş bir yeri daha görmenin tatlı bir yorgunluğu üstünüze çöküyor. Tek kelimeyle muhteşem...

  

 

Victoria şelalesi : Zambiya-Zimbabwe sınırınını oluşturan, Zambezi nehri üzerindeki Victoria Şelalesi, Niagara Şelalesi’ nin yaklaşık iki katı yüksekliğinde 108 metreden 1.708 metre uzunluğunda düz bir hattan akıyor. Mosi-oa-Tunya yerel isminin çevirisi dumanlı tütsü. Çok güçlü bir şelale olmasından kaynaklı yoğun su buharı çıkarıyor, 4 parça olarak akan Victoria şelalesindeki bu parçaların adı: Devil’s Cataract, Main Falls, Rainbow Falls ve Eastern Cataract. Henüz gitmediğimiz bu bölge için plan yapma aşamasına geldik. Bu kadar şelale gördükten sonra ilk 5’ i tamamlama isteği bizi eksik yerler için hazırlık yapmaya itiyor.

 

Niagara Şelalesi : Amerika – Kanada sınırındaki 51 metre yüksekliğindeki şelale dünyanın en popüler ve en çok turist çeken şelalesi. Nedeni çok basit, hem tam yerleşim yerinde olması, hem de iki ülkenin sınır kapsının yanında olması. Ondan daha büyük, daha yüksek, daha görkemli şelaleler olmasına rağmen Kanada ve Amerika tarafındaki Niagara Falls kardeş şehirlerini ortadan ikiye ayıran Niagara nehrinin üzerindeki şelale aynı zamanda birçok filme konu olması ve yüksek pazarlama gücü ile akıllara gelen ilk isim oluyor. Kanada tarafından, içindeki en büyük şelale olan Horseshoe Falls (At Nalı şelalesi) görkemi göz kamaştırıcı. Amerika tarafından da American Falls ve Bridal Veils Fall görülebiliyor. Yılda 15-20 milyon turist çeken şelale, altına giren tekne turları ile ünlü. İki ülkeyi ve iki şehri şelalenin biraz ilerisinde Rainbow köprüsü birbirine bağlıyor. Arabayla köprünün ortasına geldiğinizde Kanada polisi vize ile giriş yapıyorsan şu kulübeye git diyor, Kanada kısmına geçince küçük bir kulübenin önünde durup hemen içeri giriyorsun sınır polisi vizeye bakıp kaşeyi basıp seni gönderiyor. Ver eleni Kanada...

 

Yosemite Şelalesi : Amerika’ ya yaptığımız seyahatlerin birinde Los Angeles’ dan San Francisco’ ya giderken programa aldığımız Yosemite Parkı içerisinde yer alan 739 metre yükseklikle Kuzey Amerika’ nın en yükseği olan şelale. Karların erimesiyle oluşan şelale dar bir alandan akmasına rağmen yüksekliğin verdiği kendine güvenle yukarıdan müthiş geliyor. Şelale bir şelale ama ya park?

 

Yosemite Ulusal Parkı : 1890 yılında kurulan ulusal park, dağların üzerindeki dev sekoya ağaçlarından, çam ormanlarından, bunların yamacındaki sarp kayalıklardan, vadilerdeki küçük göller ve şelalelerden, kıvrım kıvrım akan nehirlerden oluşan 3.081 km2 büyüklüğü ile Kocaeli’ nin %10 küçüğü veya istanbul’ un ¾ kadar olup Unesco Dünya Mirasları’ na dahil bir dev bir park. Dev derken Türkiye ölçülerinden bahsediyorum tabii ki, yoksa en bilindiklerden Yellowstone Ulusal Parkı, bu parkın üç katı büyüklüğünde, yani Kocaeli ile İstanbul’ un birleşiminin %20 daha büyüğü, hadi bir hayal edinJ. Park’ ın içinde uzun ince bir yolla yukarı tırmanıp Wawona tünelinden geçtiğinizde bir anda sanki başka bir dünyaya varmış gibi oluyorsunuz. Seyir terası olarak yapılan yerden karşıya baktığınızda sonunu göremediğiniz bir vadi, vadinin solunda yekpare bir parça olarak 1.000 metre yüksekliğinde dev El Capitan kayası ile arkasına saklanan veya bir bodyguard gibi iki adım gerisinde duran granitten olma ünlü Half Dome. Sağda ise gerçekten bir gelinliğin duvağı (Bridalveil)  gibi 180 metre yükseklikten süzülen şelale ile müthiş bir dekora bakakalacağınız bir durak. Önce sessizlik içinde manzarayı sindirmeye, hafızaya kazımaya, sonra heyecanla ya unutursak diye sd card’ la garantilemek için fotoğraf çekmeye başlıyoruz. Her türlü ritüel töreni kaldırabilecek masalsı bu görüntü size kısa süreliğine de olsa herşeyi sorgulatıyor ve haz deposu ağzına kadar dolduktan sonra tekrar yola çıkıyorsunuz. Bu arada, Yosemite Ulusal Parkı’ nın seyir teraslarını, duraklarını, geçiş yollarının büyük kısmı Manhattan’ daki Central Park’ ı tasarlayan mimar Frederick Olmsted’in öncülüğünde yapılmış.  

 

Los Angeles’ tan yaklaşık 6 saat uzaklıkta, San Francisco’ ya da yaklaşık 3 saat mesafede diyebiliriz. Los Angeles’ dan gelirken park girişine 30 mil uzaklıktaki bir orman kasabası olan Mariposa’ da bir gece konaklamıştık. Aylardan şubattı, güneşin alçalmasıyla orman ve dağlar nedeniyle güneşin önü kesildiğinde keskin bir soğuğun hissedildiği kasabada sabah uyandığımızda soğuk ve hafif sisli bir doğanın hatta ormanın içinde balkonda dağlara bakıp gerinip biran önce kahvaltımızı yapıp arabaya atlayıp özgürlüğü hissetmek, maceraya dalmak ve her yeni yere varışta her uyanışta bir sonraki adımın heyecanını hissetmenin hazzı. Yosemite Ulusal Parkı’ nı düşündüğümde, sekoya ağaçları, odun, oduncu gömleği, sincap, geyik, sıcacık dumanı tüten kahve geliyor aklıma.

 

 

Gullfoss (Golden Falls) Şelalesi : İzlanda’ daki en popüler tur olan Golden circle içindeki bir durak diyebileceğimiz Gullfoss, 32 metre yükseklikten akan genişçe bir alana sahip, buzullara ait birçok tortuyu taşıyan hafif kahverengimsi akan, güneşli bir havada altın gibi parlayan İzlanda için popüler bir şelale. 20. Yüzyıl başında özel bir mülk olan şelale sonrasında İzlanda hükümetine satılmış ve koruma altına alınmış. Şelalenin sahipleri burayı yabancı yatırımcılara kiraladığında elektrik üretimi için santral kurulma söylentileri çıkınca yakın bir çiftlikte yaşayan şelale sahibinin kızı Gullfoss’ dan Reykjavik’ e kadar henüz yolların yapılmadığı o dönemde 120 km yalınayak protesto yürüyüşü yaparak adeta tek başına bu fikrin onaylanmamasını sağlamış. Bu hikayeyi öğrenip anısına ve bu müthiş davranışa saygı için biz de gidip görmek istedik. Güzel ve büyük bir hediyelik eşya dükkanı ile cafe’ nin bulunduğu büyük bir otoparkta aracınızı park ettikten sonra merdivenlerle kademeli bir vadiye inip biraz yürüdüğünüzde karşılaştığınız Gullfoss, İzlanda gibi herşeyin sınırlı olduğu bir adada gerçekten altın değerinde.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Avrupa'nın En Güzeli: PARİS

Japonya'dan akılda kalan 10

Japonya'ya taşınalım mı?

Japonya'ya giriş

Mexico City: Taco, tequila ve tarih şehri

1/1
Please reload

Bunlar da ilginizi çekebilir:
Broklyn Köprüsü
Gece Şehir Trafik
Çöl yolu
Rio de Janeiro at Night
Gün batımı kanat
  • Black Facebook Icon
  • Black Google+ Icon
  • Black Instagram Icon