Los Angeles, Batı Yakasının Hikayesi ve 12 Nokta

07/03/2017

Los Angeles, namı değer "LA", nick name: city of angel, bilindiği üzere dünyaca ünlü Hollywood'a ev sahipliği yapan, Pasifik Okyanusu kıyısında yer alan Amerika’ nın en kalabalık 2., en zengin eyalet olan California' nın en zengin ve en güzide şehri. Takvimler 1900' ün başlarını gösterirken nüfus 100.000 kişi civarıyken şehir 1910 yılında Hollywood ile birleşip 10 film şirketine ev sahipliği yapmaya başlamış 10 yıl sonra 1920' nin başlarında dünya film endüstrisinin %80' nin döndüğü bir yer haline gelmiş, bu gelişmelerle 1930' lu yıllarda bir milyon nüfusu geçen büyüklüğü, özellikleri ile Los Angeles için gezilecek yerler listesi çıkarmak çok da kolay olmadı.

 

 

Los Angeles county' leri dağınık olduğundan bir yerden bir yere gitmek epey zaman alıyor, mesafenin yanında gün içi trafiğini de hesaba katınca yol çok uzun sürebilir. Ana yola giriş ve çıkış şeritlerini saymadan 6 şerit gidiş - 6 şerit geliş çevre yoluna çıktığınızda trafiğin zaman zaman durduğunu veya yavaş aktığını görünce ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Özellikle sabah ve akşam iş saatlerinde denk geliyorsanız ki günü değerlendirmek için erken çıkmak gerekiyor. Trafiği iyi takip etmeli, sabahki gezi programlarını mümkünse iş trafiğinin tersi güzergahlar bularak yapmalısınız.

 

Hafta sonu ana arterler sayfiye yerlerine veya alışveriş merkezlerine akıyor, örneğin bir avm’ ye gitmek için 2 saatten fazla zaman harcayıp sonrasında vazgeçmişliğimiz var. Ancak trafiği katlanılabilir yapan alışık olmadığımız şeyler de var. Istanbul' daki gibi yan şeritten veya yol ayrımından bir çakalın sizin önünüze aracın burnunu sokarak girdiğini, makas attığını, üzerinize kırarak sizi sıkıştırıp yol aldığını veya hareket eden şerite geçmeye çalışan akıllıları görmüyorsunuz. Görmüyorsunuz derken oran olarak çok düşük, istanbul' da bu %70-80 civarında iken burada %5 ya var ya yok. Bu yüzden yolda giderken sağı solu kontrol etmekten sürekli tetikte olmaktan ziyade şeridinizi değiştirmeden sakin bir şekilde gidiyorsunuz. Emniyet şeridine zaten girebilecek delikanlı burada yok. Kurallar net. Bizde trafikte giden bir polis çevresinde olan bu tip olaylara kayıtsız kalırken oradaki polis işinin bu olduğunu bilerek sürekli kontrol görevinde ve bir kural ihlali görürse hemen arkanızda çakarlarını yakarak beliriyor:) Şehirde gezilecek yerler  için araba kiralamak şart.

 

Los Angeles gezi notu yazmak için başladığımda neresi var ki dedim ama listede bayağı yer varmış aslında. Buyrun okumaya :)

 

Walk of Fame, Dolby Theather :

 

Los Angeles'ta gezilecek noktaların başında elbette Walk of Fame yani Hollywood yıldızlarının isimlerinin ve yıldızlarının yer aldığı Şöhret Yolu' nun bulunduğu Hollywood Bulvarı ve Oscar törenlerine ev sahipliği yapan Dolby Theater ile yan yana bulunan Chinese Theater geliyor.

 

 

Hollywood bulvarına ulaştığınızda bu üç noktayı da görme şansınız oluyor. Araba ile seyahat ediyorsanız otopark için Dolby Theater' ın tam arkasında yer alan kapalı otoparkı tavsiye ederim. Hem güvenli ve fiyat olarak uygun hem de gidilecek yerlere çok yakın.

 

Bu bölgede Walk of Fame' de yürüyüp sevdiğiniz sanatçıların yıldızlarını bulmaya çalışarak vakit harcayabilir ve Chinese Theater önünde fotoğraf çektirmek için bekleyen kostümlü film karakterleri ile fotoğraf çektirebilirsiniz. Onun dışında Dolby Theater' da Oscar töreninin yapıldığı salonu gezmek için rehberli bir tur alabilirsiniz. Bize böyle bir tur denk gelmedi, küçük bir avm' nin 2. katında girişi olan mekan çok da ilgimizi çekmedi.

 

 

Bu bölge biraz hayal kırıklığı yaratabilir. Caddeyi ve Walk of Fame'i daha görkemli bekliyorduk açıkçası. Fakat cadde oldukça sönük ve yerdeki yıldızlar olmasa turistlerin uğrayacağı bir bölge değil bizce.

 

Beverly Hills :

 

Walk of Fame bölgesinde, Hollywood yıldızlarının evlerini göstereceklerini vaad eden bir çok turla karşılaşacaksınız. Üstü açık midibüslerle, Hollywood sokaklarında tur attırıp ünlülerin evlerinin önünden mahallelerinden geçiyorsunuz ancak arabanız varsa Beverly Hills' e kendiniz de gidebilirsiniz ki gezerken turla da gitseniz kendiniz de gitseniz görkemli evleri görme ihtimalinizin olmadığını anlıyorsunuz. Yüksek duvarlarla ve ağaçlarla örülü malikanelerin olduğu sokaklarda kaldırımlardaki bakımlı ağaçları, birkaç köşedeki görece ufak müstakil evleri görüyor, sakin sokaklardaki dolaşan lüks araçların sanki burada hayat yavaş akıyormuşçasına ağır çekim geçişlerini görebiliyorsunuz. Mahalle dediğimiz bu bölgede yolun genişliği 3 gidiş 3 geliş olup ara yollar 2 şeride kadar düşüyor ama yol kenarında park eden araç neredeyse yok.

 

Bu semtin oldukça bakımlı ve zenginlik fışkıran bir bölge olduğunu görmek şaşırtmıyor elbet. 40 civarında ülke gezmiş birisi olarak dünyada zenginliğin insanın üstüne üstüne geldiği iki bölge gördüm, birisi Beverly Hills, diğeri Monaco. Ünlülerin alışveriş yaptığı Rodeo Drive' da burada. Caddeden geçince Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi gözünüzün önüne gelebilir ama onun kadar uzun ve kalabalık değil. Bölgede araba ile turumuzu atıp filmlerle beynimize kazınmış american dream’ in üst noktasının nasıl olduğunu, tüm dünyanın bu veya buna yakın rüyalar için çalışırken aslında nasıl pazarlamanın tuzağına düştüğümüzü, kapitalizmin ağlarını nasıl ördüğünü, hayatların bu rüyaların peşinde nasıl geçtiğini, bu rüyaları yorumladığınızda hayat çizginizi nasıl değiştirmek istediğinizi ama kalabalığın içinde ters yöne gitmenin güçlüğü gibi bunun da nasıl güç olduğunu, bu çarkın bir dişlisi olarak kendi kendimize söylenip konuşup tartışıp ama hayatla ortalamanın çok üstünde gereksiz şekilde uğraşmanın yorgunluğunu hissederek değişimin güçlüğünü düşünüp yine kolayı seçip gezmeye devam ettikJ

 

Hollywood sign :

 

Los Angeles'ın olmazsa olmazı ünlü Hollywood yazısı. Bu yazının olduğu noktaya ulaşım bölge halkının girişimiyle gerek turist kalabalığı gerekse tepeye çıkışın sağlandığı yolun güvenli olmadığı gerekçesiyle engellenmiş.

Biz fotoğraf çekebilmek için Griffith Park içerisinden geçtik oralarda dolandık ve yoldan geçen birisine sorduk. Bir bölümüne kadar araba ile çıkılabilecek bir tepeye yönlendirildik. Bir levha vs bulunmuyor, şans eseri bulduk diyebilirim.

 

Arabayı park ettikten sonra tepeye doğru toprak bir yolda biraz tırmandıktan sonra Hollywood yazısını en iyi şekilde görebileceğimiz yerden fotoğrafımızı çekmeyi başardık. Yazının bulunduğu tepeden şehre baktığınızda düz bir şehirde downtown' daki bir öbek gökdelen haricinde yüksek ağaçların bir iki katlı evleri örtmesinden dolayı ormanlık bir araziye bakıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Bol miktarda ağaç, aralarına evler serpiştirilmiş gibi. Yol kenarlarında dev palmiye ağaçları ve ucu bucağı olmayan bir şehrin görüntüsü. Bu bölgede aklımda kalan evlerin güzelliği ve huzurlu sokakları idi…

 

Santa Monica :

 

Los Angeles'ın görülmesi gerekenlerinden bir diğeri ise Santa Monica bölgesi. Pasifik Okyanusu' nun kıyısında yer alan Santa Monica'da birçok filmde de yer alan meşhur dönme dolabın da yer aldığı Santa Monica Pier bizce en keyifli bölge. Santa Monica’ nın sahile ikinci paralelindeki bir otoparka arabayı parkettikten sonra üst parka yürüdük, buradan inanılmaz geniş kumsalı, dönme dolabın olduğu Pier’ i ve okyanusu seyrettik. Aslında sahile yakın gibi görünmesine rağmen Pier’ in ucuna kadar yürümek rahat bir 20-30 dk alıyor. Santa Monica’ nın üst yolu veya kenarındaki park, aşağıdaki kumsaldan yaklaşık 50-60 metre yüksekte kalıyor. Buradan biraz aşağı meyilli bir yürüyüş yolundan iskelenin bağlantı yoluna ulaşıyorsunuz, denizin içinde uzun tahta kazıkların üzerinde duran Pier denizden yaklaşık 20 metre yükseklikteydi. İçinde kafe, restoran, hediyelik eşya dükkanları ve bir çok lunapark oyuncağı barındıran iskelenin ucundan okyanusu, dev martıların süzülüşünü, okyanus dalgalarının sahile vuruşu ile oluşan beyaz köpüğünü seyrederken bu kadar dalganın olduğu yerde yüzmekten ziyade denize girilip ıslanılır ve bir süre dalgayla oynanır ve sonra yorulunup çıkılır diye düşündüm. Tabii, Jaws' ı seyretmiş bir nesil olarak ne kadar denizde kalınır o da ayrı.

O kadar çok Hollywood filmi seyretmişiz ki nereye baksak bir anımız varmışçasına tanıdık geliyor. Bu arada Santa Monica Pier, ünlü Route 66' nın son durağı. Fotoğraf için güzel nokta :)

 

 

Aşağıda kumsalın hemen önünde dev bir açık hava otoparkı daha var, ben diyim 10 sıra siz deyin 15 sıra ve en az yanyana 200-300 araç park ediliyordur. Daha  önce de söylediğim gibi çevre yolları 12 şerit olunca, her evde ortalama 3 araba olunca yollar, otoparklar dev gibi oluyor. Malibu’ ya giden oradan Santa Barbara’ ya uzanan ve hatta zorlarsanız San Francisco’ ya kadar gidebileceğiniz sahil yolunun ilk kısmı olan pasifik sahil yolu (Pasific Coast Hwy) tam da bu plajın (Santa Monica plajı) önünden başlıyor.

 

Santa Monica’ da, iskele dışında mağazaların ve küçük restoran ve kafelerin yer aldığı çok hoş bir de cadde var, birşeyler atıştırmak, vakit geçirmek için güzel fakat oturacak yer bulmak oldukça zor.

 

 

Bu caddede büyük bir converse mağazası vardı, içeride aldığınız ayakkabının üzerine anında istediğiniz işleme, yazı vb şeyleri yapıyorlar veya farklı boyalarla boyuyabiliyorlardı. Biraz ileride de Bloomingdale alışveriş merkezi var. Caddede yürüyüp yorulduğunuzda yer bulamazsanız buranın food court’ u size kurtarabilir.

 

Staples Center :

 

Los Angeles'ın bir diğer ünlüsü Staples Center. NBA maçlarına, konserlere ve bilimum aktiviteye ev sahipliği yapan devasa salon. Şehirde bulunduğunuz dönemde bir spor aktivitesi için mutlaka gidilip atmosferi yaşamanız, taraftarlık nasıl olur, maç nasıl izlenilir, nasıl eğleniliri yerinde görmenizi tavsiye ederiz.

 

 

Los Angeles deyince Lakers ve Magic Johnson’ a da ayrı bir yer ayırmam gerek. Üniversite yıllarında çok samimi bir arkadaşımın LA Lakers’ ı takip etmesi, Magic Johnson hayranı olması ve beni de bu takımın taraftarı yapmasıyla başlayan hikayede diğer bir arkadaşın Boston Celtics hayranı olması ve hatta Larry Bird’ e benzemesi hatta hatta onun gibi şutör olması, o dönemde doğu batı çekişmesinin baş aktörleri olan bu iki takımı yakından takip etmemizi sağladı. Özellikle aynı dönemde oynadığı arkadaşı ve rakibi Boston Celtics'in yıldızı Larry Bird ile rekabeti takım olarak da, iki oyuncu arasında da döneme damgasını vurdu. Magic Johnson 2,06 metre boyuyla oyun kurucu mevkiinde oynayan topla çok klas hareketler yapıp inanılmaz paslar çıkararak o büyük cüssesine karşın topu kaptırmayan ve karşı takımı zekası, asistleri ve sayılarıyla yıkan biriydi. 1991 yılında HIV virüsü taşıdığını öğrenince oyunculuğu bıraktı ama oynadığı sürede Lakers 5 kez NBA şampiyonluğu elde etti, kendisi 3 kez NBA finalleri en değerli oyuncu ödülünü aldı, 9 kez NBA finali oynadı, 4 kez assist kralı oldu. 1992 ve çok kısa 1996’ da geri dönüş yapmasına rağmen asıl bırakışı 1991’ dir. Magic Johnson 1996 yılında NBA Tarihinin En İyi 50 Oyuncusu listesine seçildi ve 2002 yılında Basketball Hall of Fame' e girdi. Ayrıca, 2007 yılında ESPN tarafından NBA tarihinin en iyi oyun kurucusu seçildi.  Basketbolu bırakmasının ardından HIV/AIDS karşıtı güvenli seks etkinlikleri ile yardım kampanyalarına katıldı.

 

Bu kadar fanı olduğum takımın hem de Boston Celtics’ le bizim gittiğimiz tarihte maçının olduğunu öğrenince çocuklar gibi mutlu oldum. Hemen ticketmaster’ dan bilet bakmaya başladım ve aldım tabii ki. O sezon Lakers' ın performansı iyi olmadığı için tansiyon düşüktü hatta ligde epey gerideydiler ama Lakers kendi evinde sürpriz yapıp maçı aldı:)  

 

Aralardaki anonslar, ponpon kızların gösterileri, iki takım taraftarının yan yana oturup tezarühat yapması alışık olmadığımız olması gerekeni bize bir kez daha hatırlattı. Hem taraftarı olduğum takımın maçını seyretmek, hem de kötü bir sezonda Boston Celtics’ i yenmek, medeni bir ortamda medeni bir şekilde maç izlemek düzen içinde girip düzen içinde çıkmak beni sarhoş etti. Çook keyifli bir akşam geçirmiştik.

 

Bu arada otopark yerimizi dahi internetten satın aldık. Biletlerimizi ve park yerimizi satın aldığımız site burada :)

 

Getty Museum :

 

 

Sanatseverseniz ve LA’ a gidiyorsanız Getty Museum olmazsa olmaz. Yılda 1,5 milyon civarında ziyaretçisi olan müzenin 1997 yılında taşındığı kampüs Santa Monica’ dan çıkan N405 nolu yolun üstünde şehrin kuzey batı bölgesinde harika manzaralı ve şehre tepeden bakan bir yerde. Müzeye gidebilmek için kullanacağınız yolda sıkı bir trafik var. Sabah erken saatlerde gitmenizi öneririm. Müzenin girişi ücretsiz fakat otoparka 15 dolar gibi bir ücret ödeniyor. Arabayı otoparkta bıraktıktan sonra müzenin olduğu tepeye çıkabilmek için bir tramvaya biniyorsunuz, bu hizmet de ücretsiz. Vakit geçirmek için çok güzel bir müze, oldukça geniş bir koleksiyona sahip heykelden resme, haritalardan el yazmalarına kadar herşey var. Yorulduğunuzda kafesinden yiyecek birşeyler alıp manzaraya karşı keyif yapabilir, batıda Santa Monica tarafından okyanusa kadar görüş açısı olan güneyde Santa Monica downtown’ ında kümelenmiş yüksek binaları görebileceğiniz, bu tepe ile hem okyanus hem binalar arasındaki yatay şehri seyredebileceğiniz, doğusundaki tepelerde de yine lüks villaları görebileceğiniz yok ben çiçek böcek göreyim derseniz de mükemmel peyzajı yapılmış iki farklı bahçesinde rengarenk çiçek ve bitkilere karşı keyif çatacağınız, sanat ve sakinliğin dinginliğinde güzel bir gün geçirebileceğiniz bir müze.

 

Universal Studios : 

 

Gelelim Los Angeles'ın en eğlenceli, adrenalin dolu yerine, Universal Studios. Şehirde olan 3 ana tema parkından yetişkinlere daha çok hitap eden, müthiş eğlence parkı. Legoland ve Disneyland’ ı da belki görmek güzel olabilir ama Universal Studios tam bize göreydi :)

 

Los Angeles’ a turla gitmediyseniz, arabasız gidilebilecek bir yerde değil maalesef. Hollywood bulvarından 12 çıkış sonra N101’ e daha yakın ama 134’ nolu çevre yoluyla da ulaşılabilecek Universal City bölgesindeki stüdyoların olduğu devasa alan. Binlerce kişinin olduğu yere nasıl girilir ne kadarlık otopark lazım, kaç gişe, kaç görevli, yönlendirmeler vb. Müthiş. Adamlar on yıllarca kafa yorup, çalışıp doğru düzen kurmayı ve bunu devam ettirmeyi başarmışlar, kafayı bazen çok yormadan, yapılmışı olanları uygulasak, uygulatsak Türk tipi düzensiz ve çarpık uygulamalardan kurtulup bayağı düzenli bir ülke olabiliriz.

 

Giriş biletlerimizi internetten aldık, hatta hatırladığım tek girişe fiyatına yakın bir yılda iki giriş hakkı veren bir bilet vardı bu biletleri almıştık. Sabah açılış saati 10:00’ du ve biz saat 10:00’ da kapıdaydık. Böylece daha önce yorumlardan okuduğumuz park içindeki aktivite girişlerindeki uzun kuyruklardan kurtulduk ve akşamına Las Vegas' a gitme planımız olduğundan 5-6 gibi parktan ayrılma planı yapmıştık. 6 gibi çıktık, yetmedi zaman ama çocuklar gibi şendik.

 

Aslında stüdyolara girişlerde de uzun kuyruklar oluyormuş biz şubat ayında gittiğimiz için girişte kuyrukta beklemedik fakat sezonda çok uzuuuun kuyruklar olduğunu duyduk. Kuyrukta beklemiş olsak demek ki vakit hiç yetmeyecekmiş. Tabii şubat deyince havayı soğuk sanmayın sadece oranın sezonu olmuyor yoksa içeride dolaşırken şort ve t-shirtle dolaştık, öğlene kadar güneşin altında yanmıştım bile, bir dükkandan şapka aldım ama akşama kadar şapkalı dolaşmama rağmen canım o kadar yandı ki çıkışta yanık kremi alıp başıma, kulaklarıma ve enseme sürmüştüm.

 

En çok keyif aldığımız stüdyolar Transformers, Jurassic Park, Mummy ve Waterworld idi. Hepsinde heyecan dorukta. 

 

İçerideki aktiviteleri araştırmadan gitmiştik. Kim bilirdi dev stüdyonun içinde rollarcoster’ lara binip oradan oraya savrulacağımızı! Çıkıştaki düşüncemiz, bilerek gitsek cesaret edemezdik girmeye ve bu zevkten mahrum kalırdık ama iyi ki bilmiyormuşuz, çok eğlendik.

 

Mummy ve Transformers stüdyolarında rollercoster yanında ses, görüntü efektleri, 3 boyutlu görüntüler gerçeklik hissini arttırıyor, Transformers’ ta yerde savrulurken (aslında rollercoster ile zeminde hızla gidip sağa sola sert dönüşlerde 3 boyutlu görüntülerle çarpışıyormuş hissi veriyorlar) gözlerinizi kapattığınız anlar oluyor veya refleksle çığlık atıyorsunuz.

 

Jurassic Park’ ta bindiğiniz rollercoaster aleti en son aşamada bir şelale misali 8-10 metre yükseklikten suyun döküldüğü bir göle hızla düşüyor ve bot, yapay bir orman içinde akan nehirde turu bitiriyor. Tabii suya düşünce epey ıslanıyorsunuz, biz de sırılsıklam olmuştuk, çıkışta da havlu satıyorlar, Amerikalı fırsatı kaçırır mı :) Bu aktiviteler direkt sizi içine alan ve adrenalin salgılatan aktiviteler olduğundan her birinden çıkışta, heyecandan gözlerimiz faltaşı gibi açılmış, keyif almış dizlerimiz titrer durumdaydık :)

 

 

Waterworld ise seyredilebilecek bir gösteri, yarım saat süren bir yapay gölün etrafında tribünden seyrettiğiniz gösteride filmlerde oynamış oyuncuların ateşle imtihanı var diyebiliriz, jetski ve botlarla yapılan gösteriler, bombaların patlaması, alevler, akrobatik hareketler, tam bir görsel şölen, bu da size etkiliyor. Bu gösteride öğlene kalmıştık, günde birkaç kez açılan gösteriler olduğundan yeni gösteriyi beklerken en uzun kuyruğa burada yakalandık. Zaman geçtikçe stüdyo kalabalıklaşıyor, doğal olarak ilerleyen saatlerde aktivitelerde ufak sıralar oluşmaya başlıyor.

 

Hediyelik eşya almak için her temaya ait dükkan var, birşeyler almadan çıkmak imkansız gibi. Tüm gün geçirdiğiniz bu yerde yemek yemek, birşeyler içmek için bir çok yer var. Stüdyoların ilk giriş yolu veya çıkış yolu üzerinde (gişelerden önce) kasaba biçiminde yan yana dükkanlar, restoranlar, barlar da mevcut. Akşamları bu bölgenin canlı olduğunu söyleyebiliriz. Hardrock Café’ den Bubba Gump shrimp’ e, dev candy’ ciden dondurmacıya daha neler neler…E artık gerisini de siz keşfedin.

 

Bir de tramvayla yapılan geziyi kaçırmayın. Bu turla, bazı jenerik filmlerdeki deprem, sel sahneleri nasıl çekiliyor deneyimleyin. World of Wars filmi için parçalanmış gerçek boeing uçağını, köpekbalığı korkumuzu tavan yaptıran kült film Shark’ ın olduğu gölü, Desperate Housewifes dizi setini vb birçok film setini içinden geçerek yakından görün.

 

Vaktiniz varsa 2 gün ayırın deriz, biletlerinizi internetten alın ve sırada beklemeyin hatta ucuza alın buradan  2 günlük bileti tavsiye ederiz. Biz bir yıl dolmadan Los Angeles’ a ikinci seyahatimizi yaptık ve 2. giriş hakkımızı da kullanarak aynı heyecanları ve eksik kalan stüdyoları tekrar dolaştık. Her kuruşuna değecek bir eğlence ve deneyim...

 

Old Pasadena :

 

Los Angeles' ın kuzeyindeki dağların kenarında konumlanmış olan eski mimarisi, şık restoranları, butikleri, kaliteli mekanları ve barlarıyla yürüyerek gezilebilecek en güzel ve keyifli bölge diyebiliriz. W. Colaroda Blvd ile E. Colaroda Blvd birleşiminin olduğu cadde üzerindedir. Bu yolun devamı Santa Monica' dan başlayan Historic Route 66 olarak devam etmektedir. Et sevenler için caddenin başındaki 1810 Argentinean hem ambiansi hem et kalitesi olarak 5 yıldız alıyor, tavsiye ederiz.

 

Mulholland Drive : 

 

Los Angeles manzarası için Mulholland Drive' ı öneririm. Kıvrım kıvrım yoldan bir tepeye çıkıyorsunuz, küçük bir cepte manzara seyir yeri yapmışlar, tüm şehir ayaklarınızın altında. Los Angeles’ ta çekilmiş romantik bir filmin muhakkak bir yerinde gördüğünüz şehir manzarası bilin ki buradandır. Gece manzarası tavsiye edilir.

 

Venice Beach :

 

Santa Monica ile Marina Del Rey arasında kalan 80' li yıllarda amerikan filmlerinin en popüler plaj bölgesi. Küçük dükkanların, restoran ve barların sıralandığı, gösteri ve festivallerin yapıldığı, 2,5 km uzunluğundaki geniş boardwalk yürüyüş, bisiklet ve paten yolu ve bunun önündeki geniş plajı ile ünlü olan bölge. 1900' lü yılların başında ayrı bir sahil şehri olan Venice 1920' li yılların sonunda LA ile birleşmiş. 

 

Marina Del Rey :

 

Venice beach' in hemen güneyinde lüks yatların bağlandığı kaliteli deniz mahsülü restoranların olduğu marina diyebiliriz. Bir tur atılıp tekneler görülebilir.

 

Buradan güneyde San Clemente' ye kadar sayısız plaj var. Bunlardan öne çıkan Redondo Beach, Long Beach, Newport Beach, Laguno Beach' i sayabiliriz. Eğer sörfle ilgileniyorsanız iyi dalga alan güzel plajlarda müthiş keyif alırsınız.  

 

Tüm plajlarda güneşin batışı mükemmel, ufuk çizgisi ile okyanusun birleştiği yerde sanki suya dalıp ateşi sönen güneşi seyrediyor gibisiniz. 

 

San Clemente, çok keyifli bir sayfiye kasabası. Hafif tepelerin üzerinde konuşlanan kasabada evlerin konumu, sahil yolu, iskelesi, plajı, küçük pazarı ve cafeleriyle bizim burada emeklilik geyiklerinde gitmek istediğimiz ege kasabalarının uzaydaki hali gibi.

 

Calico Ghost Town : 

 

Los Angeles - Las Vegas' ı birbirine bağlayan 15 nolu yolun üzerindeki San Bernardino county' deki madenci kasabası. Mojave çölü bölgesindeki gümüş madenciliği yapılan kasaba kovboy filmlerinin sahnelerinden çıkmış gibi bir yer. Girişin ücretli olduğu, 1881 yılında kurulmuş olan kasaba, 1962 yılında Kaliforniya' da görülmesi gereken 782. tarihi yer olarak kayda alınmış. 2005 yılında dönemin valisi Arnold Schwarzenegger tarafından altın ve gümüş çıkarılan resmi kasaba ilan edildi.

 

Los Angeles ve Alışveriş :

 

Lüks alışveriş için yukarıda Rodeo Drive' dan bahsetmiştik. Eğer lüks marka outletlerine gitmek isterseniz kuzeyde Santa Barbara yolundaki Camarillo Premium Outlet marka çeşitliliği olarak bölgenin en iyisi denebilir eğer güneyde San Diego tarafına gidecek olursanız Carlsbad Premium Outlet de sizi tatmin edecektir. Gitmek istediğimiz ama henüz gitme fırsatı bulamadığımız Palm Springs yolunda da Desert Hill Premium Outlet' e uğrayabilirsiniz. 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Avrupa'nın En Güzeli: PARİS

Japonya'dan akılda kalan 10

Japonya'ya taşınalım mı?

Japonya'ya giriş

Mexico City: Taco, tequila ve tarih şehri

1/1
Please reload

Bunlar da ilginizi çekebilir:
Broklyn Köprüsü
Gece Şehir Trafik
Çöl yolu
Rio de Janeiro at Night
Gün batımı kanat
  • Black Facebook Icon
  • Black Google+ Icon
  • Black Instagram Icon